Son Halife…

Bir kaç yıl süren Kurtuluş Savaşı’nın tam başarıya ulaştığı sırada, Halife Vahdettin’in ülkeden gizlice kaçıp, işgalcilere, İngilizlere sığınması karşısında, dünya Müslümanlığı şok geçirir.

Çünkü Vahdettin “Nasıl olsa başaramayız, İngilizleri ülkeden kovamayız, onun için, İngilizleri kızdırmayalım, kızdırırsak, elimizdeki son yerleri de kaybederiz, verdikleriyle yetinelim” zihniyetindeydi.  Bu nedenle, – Kurtuluş Savaşı kazanılsa bile, bizi yaşatmazlar– diye, İngilizlere sığınmayı tercih etmiş, Milli Mücadeleye karşı çıkmakla olası cezadan kurtulacağını düşünmüştür.

Halife Vahdettin, Müslüman ülkelerden birine yerleşip hayatını orada sürdürmeyi, uygun şartlar oluşunca saltanatına geri dönmeyi hayal eder ama hiçbir Müslüman ülke kendisine sahip çıkmaz.

Arap ülkelerinde ciddiye alınmaz, bir Halife olarak karşılanmaz, kısaca kabul görmez. Müslüman ülkelerdeki yerel siyasi ve dini yöneticiler, kendilerini Vahdettin’den daha üstün görerek, Halife’yi dışlar. Bunun üzerine Vahdettin Arabistan’dan Mısıra geçmeyi planlarken, orada da Müslüman gençliğin protestolarıyla karşılaşır ve bütün planları altüst olur. 

Bu haberle ilgili 11 Nisan 1923 tarihli TIMES gazetesinde çıkan yazıda  “Mısırlı Müslüman gençlerin, Halife Vahidettin’in Mısır’a gelişini protesto etmeleri, Vahidettin’in, nereye yerleşeceği konusunda tereddütler geçirmesine sebep olmuştur.” denilmektedir. 

En sonunda İngilizlerin yardımıyla İtalya’nın San Remo şehrinde kendisine tahsis edilen villasına yerleşir ve 1926 yılındaki ölümüne kadar burada yaşar.

Yanındakilerin saray dönemlerindeki har vurup harman savurma alışkanlıkları ve saray eğlencelerini devam ettirmeleri yüzünden, elde avuçta bir şey kalmaz. Yetmezmiş gibi bir de ziyaretine gelen din adamları ‘vatan hainliğine devam edebilmek’ için Vahdettin’den para desteği isterler, “Sen bize para yardımı yap, biz Türkiye’de yeniden gizli ordu kurup Kemalist rejimi devireceğiz”  diyerek Vahdettin’den para sızdırırlar.

Ziyaretine gidip gelen bazı iyi niyetli samimi dindar kişilerin, Vahdettin’in son yıllarda maddi sıkıntı içinde olduğunu ve yardım edilmesi gerektiğini Atatürk’e bildirmeleri karşısında, Atatürk, umumi katibi Hasan Rıza Soyak’a döner ve “Gördün mü dünyanın halini çocuk, nerede o haşmet, nerede o azamet, nerede o saltanat. Şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor. Hiç bir şeye güvenilemez, bunun için hayatta hep ölçülü olmak lazımdır.”  der.

Ve çok müteessir, duygulu bir vaziyette şöyle devam eder “Nasıl yardım edebilirim? Benim şahsi servetim yok, Devlet hazinesi de fakir. Memleketin en mamur yerleri de bilhassa son hayat memat mücadelesinde harap oldu. Bu itibarla devlet hazinesinden yardıma hakkımız yok. Diğer taraftan bahis konusu olan Zat’ın hataları yüzünden, vatan ve hak mücadelesi için boğuşmak mecburiyetinde kalarak ŞEHİT OLAN MEMLEKET EVLATLARININ YETİM BIRAKTIĞI, YÜZ BİNLERCE MUHTAÇ İNSANIMIZ VAR. Onun için bu bahsi bırakalım çocuk, yalnız bu mektubu bir vesika olarak sureti mahsusada saklayalım.”

Bundan bir müddet sonra Vahdettin, San Remo’da maddi sıkıntısını çözemeyince, o dönemin Roma sefirine müracaat eder ve “Her şeyimi sattım yine parasız kaldım. Bir Türk ve Müslüman olarak sokakta dilenirsem, bütün gazeteler, ‘Osmanlı Padişahı ve İslam’ın Halifesi dileniyor‘ diye yazarlarsa, siz de üzülürsünüz” der. Sefir ayda kaç lira istediğini sorunca, Vahdettin ayda 200 liranın yeteceğini söyler.

Sefir Ankara’ya gelişinde durumu hemen Atatürk’e açar. Atatürk, derhal hariciye vekilini çağırır; “Bütün sefaretlere o memleketteki muhtaç tebaamıza ayda 200 lira örtülü ödenekten yardım yapabileceklerini telgrafla bildirin” der ve öncelikle de Roma’ya havale yapılmasını söyler.

Atatürk’ün etrafındaki bazı kişiler; “vatan haini bir adama nasıl para veririz” diye itiraz ederler.

Atatürk; “Vereceğiz, vereceğiz. Siyasi bir hata yaptı. Cezasını çekiyor, fakat hırsızlık yapmadığı için, ona ölünceye kadar bakacağız. İsteseydi, kaçtığı İngiliz zırhlısına Topkapı Sarayındaki sadece Şah İsmail’in tahtını koyup götürseydi, ölünceye kadar refah içinde yaşardı. Topkapı’daki mücevherata, saraydaki kıymetli eşyaya el sürmediği, yani hırsızlık yapmadığı için suçu azalmıştır. Vereceğiz” diyerek karşılık verir.

Ve o günden sonra, ölünceye kadar Vahdettin’e her ay 200 lira ödenmiştir.

Öldüğü zaman İtalyan esnafına borçlarından dolayı İtalyan devletince cenaze haczedilmiştir. Haftalarca bekletilen cenaze, borçların ödenmesiyle hacizden kurtarılmış, Şam’a götürülerek defnedilmiştir.

Kıssadan hisse “Siyasi hatalar zaman içerisinde unutulur affedilir, affedilmeyecek tek şey ise hırsızlık…

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı. Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı. 2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını  okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.