Ulusalcılık Olmadan Aidiyet Olmaz
Ulusalcılık insanları neden bu kadar korkutuyor? Ulusalcılığın bu topraklar üzerindeki zararı nedir? Irkçılık desen değil, faşistlik hiç değil, halkı birbirine düşürme, düşmanlaştırma, yozlaştırma desen o da değil.
İyi ama ne?
Ulusalcılık denince tüyleri diken diken olan bir kesim olduğu bir gerçek, peki ama sizler ne anlıyorsunuz ulusalcılıktan, sizi korkutan nedir?
Thomas Woodrow Wilson prensibi olarak bilinen, halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkının önünde bir engel olarak mı görüyorsunuz ulusalcılığı?
Halbuki, Wilson böyle dememiştir. Lenin’in “Devrimci Proleterya ve Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkı (self determinizm)” kesinlikle değil. Bir çeşit “anti özgürlük” olarak mı anlıyorlar?
Nedir ulusalcı olmanın zararı. Burun kıvırarak, aşağılar gibi “ulusalcı” diyerek etiketliyorsunuz insanları, ama ulusalcılık nedir onu bile bilmiyorsunuz.
Bugün dünyanın en ulusalcı devletleri, sanılanın aksine Rusya, ABD, Almanya, Fransa’dır (bunların arasına eklemeler yapılabilir).
Ulusalcılık olmadan aidiyet olmaz, ulusalcılık benimsenmeden solculuk da, sağcılık da olmaz.
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları kendi aidiyet kimliklerini korurken “ırkçı ve faşist” olarak liberal yazarlarımız ve Kürt Akilleri’nce suçlanırken, aynı kişiler bir Kürt Milliyetçiliği’nden, Ulusalcılığı’ndan bahsedebiliyor ve buna da Kürt Realitesi diyebiliyorlar.
Nihat Genç güzel anlatmış: “Sizin bu kavramlarla ilginiz yok. Bunu, sırf kavramları itibarsızlaştırmak üzerine inşa ediyorsunuz ve içini boş bırakıyorsunuz. CHP’nin “ulusalcı” kanadı diyerek aşağılayıcı bir eda ile kalemlerinize sarılıyorsunuz, oysa ulusalcılık hakkında tek bir şey bilmiyorsunuz.“
Biraz ulusalcılık üzerine konuşalım. Kötü tarafından başlayıp, iyiye doğru gidelim.
Anlayacaksınız ki, “özgürlükçü” düşünceleriniz, anlatılanların bile gerisinde kalacaktır. Ulusalcılığı faşizm ve benzeri ideolojilerle karıştıramazsınız. Ulusalcılık bir kavramdır, Ulusalcılık diye bir felsefe yoktur.
Ulusal sanayinin gelişmesi, dışa bağımlılıktan kurtulma, kuruluş felsefesinden sapma, ulusal çıkarları korumama, “kırmızı çizgiler”den vazgeçme…
Ulusalcılığı yerden yere vuran değerler bunlar mıdır?
Bunlar ideoloji filan değildir, olmazsa olmaz koşullardır. Ulusal sermaye ve ulusal sanayinin gelişmesine nereden bakarsanız bakın, “kötü” denemez.
Bugün Latin ve Güney Amerika tamamen devletçiliğe dönme yolunda. Venezuela bu konuda müthiş adımlar attı. ABD tepesinde ve her an Chavez’in “oğlum” diye yerine oturttuğu Maduro’nun ensesinde, ama artık Şili’de bir zamanlar Allande’ye yapılanı yapamayacağını da biliyor ABD. Denedi. Tuvalet kağıdı sıkıntısı yarattı, stokçular bir anda tüm tuvalet kağıtlarını piyasadan çektiler, Maduro hemen birkaç fabrikayı devletleştirince, ortalık tuvalet kağıdından geçilmez oldu.
Ulusalcılığın kendine siper ettiği en önemli kavram DEVLET kavramıdır.
Her şeyin özelleştirildiği ve büyük sermayenin daha da palazlandığı günümüzde, ülkeler artık sömürülmekten bıkmış vaziyette, kendilerini koruyacak bir “otorite” arıyor. Bunun karşılığında, devlet mekanizması bir sosyalist gibi çalışarak kendini göstermekte.
Tarih boyunca devlet mekanizmasının kendi halkını soyduğu çok görülmüştür. Devleti ele geçirenler, bu gücün arkasına sığınarak, halkına karşı gerek zulüm gerekse hırsızlık yaptı.
Böyle bir gücün halkın yararına kullanılması durumunda, sosyalizmin bile ilk adımlarının atıldığı ortaya çıkacaktır. Devlet soyut bir kavramdır neticede, yönetme şeklinize göre şekillenecektir. Faşist de olur, kapitalist de, sosyalist de…
Çarkları elinde bulunduranların kafa yapısı halktan yana olduğu zaman faşizm ve kapitalizm tökezleyecek, varlık nedenlerini yaratan şartlar ortadan kalkacaktır.
Peki nasıl oluyor da ulusalcılar “kafatasçılarla” aynı kefeye konuyor, anlamak mümkün değil.
Artık “Türk” kimliği nasıl aidiyet değil de ırkçı bir çağrışım yaratıyorsa, ulusalcı kimliği de faşist bir çağrışım yaratır hale geldi ve gerçek kimliğinden uzaklaştırılarak, nasyonal sosyalizme eklendi.
Halbuki ulusalcılığın temeline baktığınızda, tüm marksist yönetimler, liderler ve ideologlar ulusalcı kimlikten gelmektedir.
Ulusalcılık, büyük sermayeye teslim olmayan bir devlet yapısının tüm dünyaya egemen olmasını sağlamaya çalışan bir avuç yurtseverin dayanışmasıdır.
Ulusalcılık, sosyalist yada marksist ideolojiyi içinde barındıran dev bir barınaktır.
Kapitalizmin “böl yönet” saldırısına karşı durabilmek için ulusalcılığın, aidiyet kavramının önemini her fırsatta anlatmak gerekiyor.

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı.
Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı.
2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz
Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.



Bir ulusun devamlılık için aidiyet kadar önemli bir şey olamaz. Kim olduğunuzu ve nereye ait olduğunuzu unuttuğunuz an parçalanma başlar, bize yapmaya çalıştıkları şey de bu dur işte. Ulusalcılık candır.
Şahane özetlemişsin dostum, kalemine sağlık, aklına. Seninle hemfikirim.