ZITLIKLAR

“Herşey zıddı ile bilinir” derler. Hayatımız zıtlıkların uyumu ile yoğrulmuştur. Ay’la Güneş gibi mesela…

Sadece gökyüzünde değil, insanın içinde de yer değiştirir sürekli Ay’la Güneş…

Güneşin de hakkını vermek lazım, ayın da… Kimi zaman akışla yol alırken günlük güneşlik, kimi zaman ayın solgun ışığıyla yetinmek zorunda kalırsın. Hepten de ışığını kaybetmez insan…

Üstelik ay ışığı düşünmeye fırsat sağlar. Meşhur gece yolculuklarında temizlik yapar insan… ruhunda ne kadar çerçöp varsa ayıklar… Her insanın zaman zaman temizlik yapması gereken bir tavanarası vardır çünkü. Bunu gündüzün hayhuyunda yapamazsın.

Ak ile Kara
Güzel ile Çirkin
İyi ile Kötü
Gece ile Gündüz
…..

Geçmişle geleceğin tam ortasındayım,
    Geceyle sabahın buluştuğu yerdeyim yani…

Hiç kimsenin karışmadığı bir iç yolculuğa çıkıyorum, bildiğim yollardan değil bu… hiçbir şeyin dün gibi olmadığı bir yol hazırlığı içindeyken, hayat birden oluşturduğum şifreyi değiştiriyor bana sormadan, sonra işler karışıyor, müdahil olamıyorum hiçbir şeye, yalnız gibi hissediyorum kendimi, ihanete uğramış gibi… oysa insan bir tek kendinin ihanetine uğrar. Kimse kimsenin iç duvarlarına tırmanamaz…

Gece çık yola…
Bir şehrin içinden gece geçmek başka bir şeydir…
Üstelik de kar yağıyorsa…
    Kar yakışır bazı şehirlere
    (Bazı şehirlere her şey yakışır)
kalbin her yolculukta yanına aldığı yükler vardır, taşır
        ya da taşar…

Yağmur yağarken “ses” vardır
Kar yağarken “sessizlik”
Sessizliği, içinin gürültüsüyle dengelemek için bağırır durursun, içinde herşeyi tekmeleyen bir ayak büyür… Beyninde bilek güreşi yaparsın bütün tanıdığın insanlarla…
oysa aralarında bahar gibi olanları vardır… tüm yeşilliklerini senin için açar, tüm çiçeklerini sana sunar…
ama sen sıkılırsın böylelerinden…
illa sesi kış mevsimi olanları seçersin…
Kelimelerin(in) üstüne kar yağar…
    ben kar’ı seviyorum dersin…

gece yanına gelir, ruhuna dolar…
bir anda ertelersin yolculuğunu…
oturur kalırsın…

Pencerenin önündeki masam gökyüzünün arkadaşı
İzin versem bulutlar odama dolacak

Az sonra mavilerini giyinecek gece…
Bütün herşey uyanacak, sokaklar, evler, insanlar, kuşlar…
Yeni doğmuş bir bebek gibi güneş her yeri aydınlatacak…
Gözlerinle selamlayacaksın sabahı,
cümleleri harcamadan bedeninle selamlayacaksın…

yüzüne yansıyan bu güzellik, içinden geliyor olacak…
kim demiş resimler insanın içini göstermez diye…

Ömür ömür diye herkes ortalıkta dolanır durur, kıymetli bir şeydir ömür…

Kapısını araladım ömrün, baktım içeri, aşk göründü…

Doğada aşk’ın suretleri dolaşır… keşfettin mi?
Mesela, bir kelebeği bir çiçeğe doğru pır pır uçarken seyrettin mi?

Yağmurda şemsiyesiz yürüdün mü hiç? (insan ömründe en az bir kere yağmur altında ıslanmalı sırılsıklam)
Yağmurun da aşk’la bir ilgisi olmalı… (ya da ömründe en az bir kere sırılsıklam aşık olmalı)
saçlarından, yüzünden aşağı süzülen suların isyana benzer (ama biraz da aşkla) yolculuğunu hissettin mi?

İnsana yağmurun geldiği yere çıkmak arzusu uyandırıyor…

Yağmurda konuşsam kelimelerim ıslanır mı?
paslanır mı yahut?
ağzından çıkan her cümle, geri gelip kalbine saplanır mı?

Benim sende kalan,
ya da senin bende kalan,
söyleyemediğim sözler çürür mü içeride beklemekten?

İstemeden olur bazı şeyler 
    İstemediğin zamanlarda olur…
sessiz, zifiri gecenin ortasına kar aydınlığı düşer
Aşıkken her cümle bir zikirdir. Günlerce kendinden geçer… 

Mutfakta kaynayan çayın kokusu bütün evi dolaşıp günaydın der herkese
Kaynayan çay kokusu; evin canlı olduğunun göstergesi gibidir.

Tüm çevre gürültüye rağmen bir kedi uyanır dolaşır nazlı nazlı…
Vurdumduymaz…
Öğretir sana sessizliğin asaletini…

Kapılar var bir de…
Kapılar mühim,
Bazıları girer, bazıları çıkar o kapılardan
Önemli olan kalmak kısmı…
Birarada kaldığın insanların tüm zıtlıklarına rağmen sevdiğin yanları…

Aynı buluttan farklı şekiller çıkarmak kadar doğal farklılıklar…
Aynı resme bakıp farklı şeyler hissetmek gibi…

Hatta aynı cümleden sarsılmak ya da sarsılmamak gibi…

Herkes bir gün anlaşılacak
Herkes anlaşılmayı hakediyor.

Her zaman herşey güllük gülistanlık olmaz, içinin tavanı çöker, altında kalırsın bazen…

İnsanların başka biri olma zamanları vardır.
Çöken tavana ya müdahale etmezsin ya da kimsenin elini tutmasına izin vermeden kalkarsın…

Gece’den sabaha geçişte bir yenilenme olur.
Düşüncelerini yükselterek, duygularını akort edersin

Bazen bütün anlamsızlığın ortasında;
Kelimelere çok anlam yüklersin…

Yazı yazmaya başlarsın
o alıp seni sürükler
bir cennete götürür
atar orta yere…
debelenir
ve yazarsın…

İçimdeki kendim,
içimdeki sahne,
içimdeki gece,
içimdeki sabah, hepsi görevini yapar…

Cümleye bir şey gizlerim, bir hazine mesela
Bir dünya turu atar gelir…
Yani olaylar bende hep anlam kayması şeklinde zuhur eder…

Oraya ben bir hazine gömdüm ya…
şimdi çıkarıp çıkarıp harcıyorum
Mevlana’nın Şems’te erimesi gibi bir şeydir bu
Anlattığım konuştuğum her şeyi sonsuzca anlayan tek dosta mektuplar yazar gibi yaşıyorum hayatımı da…

İnsan bazen bir cümlenin hatırına sever birini…

Kalp ile gönül
(Bir de böyle eş anlamlılar grubuna girip birbirinin zıddı işler yapan sözcükler vardır.)
Yani kalbin yeri belli, fakat gönül?

Duymak ya da duymayı reddetmek…

Duymak bütün sesleri kuşatır…

Akıl (beyin) ile gönül (kalp) dersek…
Ay yerini güneşe bıraktığında;
aklımdaki cümlenin tam tersini söyleyiveririm birdenbire…

Bazı insanlar daha gelmeden ısmarlarsın onunla aşk’a benzer ilişkini… kurarsın da… evren hiçbir zaman yanıtsız bırakmaz sirapişleri… bi şekilde yollar…

Evren koskoca bir şapka ve şapkadan sihirbaz çıkar bazen…

Herşey yolunda giderken, insan bir anda eskiye döner. Sabahın ilk uyanışı, anne sesi, sobanın gürül gürül ısısı, doya doya yaşanmış bir çocukluk, küçük şımarık inatçı… sırası mı şimdi…
herşey yolundayken, ne gerek var bu kadar güzel günlere geri dönmeye…

Dalların arasından sızan güneş ışığı gibidir anılar, şerit şerit düşer akla…

Herkes küçükken zilleri çalıp kaçmıştır…
bundandır kaçmayı sevişimiz… 
ve
herkes bir kere damdan düşer
    diğer düşeceklere örnek olmak için…

Yağmur yağar bazen ilişkilerin üstüne
Kar da yağar… çığ da düşer bazen…
Korkmaya gerek yok, her mevsimin tadı vardır…

Hayat yenilenir bazen
Ya sen format atarsın, ya da akışta olan diğerleri (diğer her şey)

Oysa…
öyle güzel sevildim ki hayat boyunca…
sınamaya, 
    düzeltmeye gerek kalmadan…

Ödüller içinde ceza değil, 
    cezalar içinde ödüldür dünya…

        nefes almak ve nefes vermek en büyük ödüldür…
her ne kadar zıtlıklardan oluşsa bile…

Mevsimlerin kızı Eylül... Eylül'ün ise en bebek saati... Ankara'da... Bir Seher Vakti doğmuşum... Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim, Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım, Hayatı sevmişim herşeye rağmen, Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm... Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim.. Ne yaparsam yapayım aşk'la yapmayı seçmişim... dil'den değil kalp'ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim. Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk'ta takılıp kalmışım... evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim... İstanbul'a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim... Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.