MAHSEN
Parantez içlerini bıraktım artık. Açıklama yapmayı düşünmüyorum. Size bırakıyorum. Belki de sadeleşmenin zamanı geldi.
Belki de yorgunluktandır.
Öfkeden mi daha çok korkmalıyım, yorgunluktan mı? Hangisinin enkazı daha yüksek olur.
Hiçbir zaman pire için yorgan yakan biri olmadım ben. Hatta pireyi deve yapıp, onun için bile yorgan yakmadım. Bunu hep bir eksiklik gibi gördüm, hep bir korkaklık.
Hiçbir zaman gemileri yakıp, köprüleri atıp gidecek kadar cesaretim de olmadı. Yok ama bir kere yaptım bunu, tamir ettim sonra… sayılmadı o yüzden.
Bazı insanların bir kalemde harcamak deyiminin hakkını verdiğini gördüm ama.
Herkesin çocukluğu birbirinden farklı.
Çocukluğa inilen merdivenler çok dik, ama bi bakmak lazım mahzende neler saklamışız.
Bi uçurtma… (uçurtma da ayrı bir yer kaplar çocukluk hayatında… belki bazılarının hiç uçurtması olmamıştır. Hatta başkasının uçurtmasından bile kaçamak yapmamış çocuklar vardır.)
Bi küskünlük,
bi kırgınlık,
boğazına dizilen cümleler,
kederliyken yürünen yollar,
başarılar, madalyalar,
annenin elleri, babanın kolları… şefkatin vatanı…
Karlı yokuştan aşağı yuvarlanan portakallar, zilleri çalınıp kaçılan evler…
Kitaplar, defterler, boya kalemleri…
Ne çok şey…
Bitmesinden yorulduğun sevgiler,
Soğuk kış geceleri, bacası tüten evler…
Soğuğun akıttığı bir sıra gözyaşı..
İnsanın insana dokunmadığı saatler,
Ne çok şey saklamışız mahzende…
En çok da zaman.
Zaman yetmedi dediğimiz herşeyi atıvermişiz oraya… biriktirmişiz.
Hayatın artıklarından bir koleksiyon gibidir mahzenler.
Adı: çocukluk
Çocukluğuna inmek lazım
Bi bakmak lazım…
En güzel şeyler de en kötü şeyler de orada pusuya yatmış, yeri gelsin diye bekliyor.
Yeri gelmişken söyleyeyim, çocukluk hayatın en uzun dönemidir aslında. Gerisi çok hızlı geçiyor.
Çocukluk…
Mahzen…
Alacak verecek davası hiç bitmez orada.
İnsanoğlu tedirgin… birisi perdeyi kaldırıp da oraya dalacak diye…
Çünkü güzel, çirkin, karışık, düzenli… Her ne ise kişinin kendi bileceği yer.
Sözler…
bazı sözlerin yıllara yayılan yankısı…
Şarkılar, nefes alış verişler,
Sesler…
Yüzler…
Ne çok şey saklı…
Hayatın dört dörtlük gitmeyen dilimleri.
Herşey geçici diyorlar ya, sanmıyorum…
Herşey mahzende.
Okuduğun satırlar
Odalar
İçeri sızan yağmur suları…
Gece olunca çöken hüzünler…
Göze inen aşk perdesi…
Mahzene atılan ne çok şey var;
İş işten geçtikten sonra gelen akıllar,
Yerinde ve zamanında söylenmemiş sözler,
Kendinden büyüklere edilememiş laflar…
Çocukluk işte…
Saklambaç oynuyor sanki bütün birikmişlikler…
Elma dersem çıkacak sanıyorlar…
Tekrar biraraya gelecek sanıyorlar
Ortalığa saçılmış tüm oyuncaklar…
Herşey ilk günkü canlılığıyla duruyor orada…
Karlarını eritemediğin dağlar,
Yol kıyısında açan çiçekler,
Akıp yatağını bulan sular,
Bu da geçer’ler, yahu’lar…
Kıymetli eşyalar,
Kayıp eşya bürosu gibidir iç’in..
Bazen birilerinin gelip karıştırdığı… aradığı…
İçimin sokakları var, caddeleri var. Hatta inanmazsınız şehirleri var.
Orda temizlik işçileri çalışır bazen… Unutturmak için siler süpürür kıyı köşe her yeri…
Şehri ortasından bölen bir deniz gibi durur zaman… kalbimi ortasından bölen ne kadar hatıra varsa oraya döker…
Şehirlerarası yolculuklar yapıyor içimdeki hüzünler kırık bavullarıyla..
Kalbin merkezinden arzın merkezine gitmek için bilet kesiyor habire akıl…
Arzın merkezine gidemeyenler, karşı komşusuna geçiyor bir kahve içimliği kadar…
İçimin köyleri var, gitmesek de gelmesek de bizim olan…
İçimde yaşayan koskoca, yeraltı şehirleri gibi unutulmuş şehirler var…
O şehirler ki satırlarımda hayat bulmak için sıraya girmişler…
Eskimeye terkedilmiş şehirlerim…
Çıkıp giderken, ardına dönüp bakmadan…
Oysa dönersin bir gün diyerek belki de…
Şehrin kapılarını çarpmadan çıkmak lazım…
Mahzen dolu…
Çerçevesine sığamayıp, dışına taşırdığın boya…
Sustuğun sözler
İlişkilerdeki içe atılan anlar
Akıtmadığın gözyaşları
Birlikte ne çok şey atlattığın, sonra hiçbir şey olmamış gibi yaptığın herşey…
Bildiğin insanların, bilmediğin yanları…
Bozduğun ezberler
Ben demiştimler
Haklı çıkmalar,
Haksızlıklar…
Uzak dalışlar…
Her yere bastığın görünmez mühürler…
Seni sen yapan pencereler
Boşluğuna bağırdığın haykırışlar
Delirmeler
Sevmeler
Giremediğin kapılar
Kapılar ardındaki herşey…
Bıkmalar, usanmalar…
Mutluluktan çıldırmalar
Anlatamadıkların
Yaşayamadıkların
Büyümediklerin
Uhdelerin
Uyanmaların
Uyumaların
ve
Bütün sustukların…
Derinliğin,
Uzaklığın,
Yetemediklerin,
Veremediğin cevaplar, soramadığın sorular…
Yazamadıkların…
Niyetlendiğin herşey…
Herşey orada…
Mahzenine attığın herşey…
Her şey…
Ne çok şey…
Şiir kitapların, şiirlerin…
Altını çizdiğin herşey…
Fonda çalan müzik…
Eksik nota…
İçindeki karışık raflar, çekmeceler…
Ateş
Hava
Su
İçinde tuttuğun nefes…
Üstüne aldığın sorumluluklar,
Olaylara yüklediğin gereksiz anlamlar,
İşe yaramayan tüm duygular…
Mahzendeki herşey…
Bazı mevsimler,
Bazı aylar,
Bazı günler,
Bazı saatler…
hatta bazı saniyeler…
an’lar…
Yaşamadıkların…
Ayrılıklar
Melankoli
İntihar eşikleri
İncinmeler
Korkular
Şımarmalar…
Ne çok özledimler…
Umurumda değilsinler…
İçindeki bütün gürültü…
Kenara çekilmeler…
Kaybolduğun harita…
Mahzen…
Ada fobisi…
Suçlu kelimeler…
Açılmamış herşey
Çözemediğin herşey…
İçimizdeki harita ile örtüşmeyen yerler…
Hiçbir yere ait olamamalar…
Şehrin bütün gürültüsü…
Ardında durulan pencereler…
Bakış açıları…
Kabarıp kabarıp durulmalar,
Gidemediğin yerler,
Duramadığın koridorlar…
Karakutunun içine attıkların…
Lazım olur diye sakladığın tüm hâller…
Oysa…
Aklında kalanlarla yetinir insan
Mesela;
Tadı çocukluğunda saklı bir elmanın çıtırtısı, domatesin kırmızısı, bir daha duyulmayacak olan annenin kokusu, çağıran sesi…
Mahzende koca bir kainat gizli…
İçinin karakutusu…

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


