Ben, Mevlana, Şems

BEN :

Pir! öyle bir frekansa sahipsin ki zamanları aşıyor ve hiç ölmeden döne döne dolaşıyorsun kainatı… Sema ederken savuruyorsun herkesin gönlüne; doğruluk ve iyilik yeşertecek tohumları… Bolluğu,  bereketi Hak tarafından bahşedilmiş… bitmezcesine….

Sen bilgeliğin toprağısın… Şems’in nurusun….

Suskunluğun; evrenin üstünü kaplayan koruyucu kalkan gibi…. taaa ötelerden buralara namı yürümüş…

Öyle bir suskunluk ki asırlardır…. dinleyen duyuyor… dinlemeyen duyuyor…

Öyle bir umman ki, Şems’i hayran bırakıyor….

MEVLANA :

Duyduklarını ve bulduklarını söyleyeceksin… Sen söyleyemezsen, ruhunun vasıl olduğu sırları, şiirlere, sazlara, semalara söyleteceksin… Bütün bunlar dahi söylenemeyecek ölçüde büyük sırlara erdiğin zaman ise… İşte o zaman susacaksın!

ŞEMS :

Anladım ki susmak bir cüsse işi…

Derin denizlerin işi…

Serin sular en hafif rüzgârları bile coşturabiliyor..

Derin denizleri ise ancak derin sevdalar…

Derin denizlerin sükutu büyüler beni

İçimi bir heybet hissi kaplar

Benliğimi hasret duyguları istila eder

Kalbim ürperlerle dolar

Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana

Göklerin suskunluğu da öyle… Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep

Sükut her zaman daha manalı, daha derindir

Kalbe sözden çok sükuttan manalar akar

İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı

İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konuşacaklardı

Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı

Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır

Evrendeki her varlıkta sükutu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır

Sözü ise ancak bir zaruret…

Hep derin denizler kadar heybetli bir sükut dinledim ondan

Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım

Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum

Hayatın hiç bir kasırgası, hadiselerin hiç bir fırtınası onu dalgalandıramıyordu

O denize imrendiğim an, gözlerim şu mısralara takılmıştı:

Gittim, gittim, denizin,Sınır yerine vardım

Halin bana da geçsin! diye ona yalvardım

Bir çılgın vesvesede içim didiklense de,

Olaydım o cüssede,

O’nun gibi susardım..

Gerçekten de öyle olmuştu

Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım

O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi

Derin denizlerin işi

Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor

Derin denizleri ise ancak derin sevdalar..

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor

Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.

Mevsimlerin kızı Eylül... Eylül'ün ise en bebek saati... Ankara'da... Bir Seher Vakti doğmuşum... Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim, Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım, Hayatı sevmişim herşeye rağmen, Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm... Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim.. Ne yaparsam yapayım aşk'la yapmayı seçmişim... dil'den değil kalp'ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim. Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk'ta takılıp kalmışım... evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim... İstanbul'a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim... Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.