YILLARIN ÖĞRETTİĞİ
Yaşlanmak, yaş almak, yılları devirmek, büyümek… Nasıl tabir edilirse edilsin, geçip gider günler işte. Daha önce; “hızlı geçer, tadını çıkar, boşa harcama” diye uyarmış olsalar da, anlamamış olduğun hız ve şekilde…
Bir zamandan sonra, her geçen yıl sana başka türlü yaşamayı öğretir. Hala yapılacak işler, senden beklenilenler, usuller, adetler, “kesinlikle halletmeliyim”ler vardır. Gidilecek yerler, yetişilecek toplantılar, kaçırılmaması gereken randevular, görülecek insanlar, söylenecek sözler, patlatılacak kahkahalar, gözden damla damla dökülecekler vardır. Ama yine de başka bakarsın, başka yaşarsın hayatı…
Doğaya hayran olursun her geçen gün biraz daha. Yakınındaki hiç bir gelişmeyi kaçırmamaya çalışırsın. Bu dallara ne zaman can geldi? Ne zaman tomurcuklar patladı? Onun yaprağı ne zaman dökülür, cırcır böcekleri ne zaman ötmeye başlar? Bütün kış gördüğüm kuş şimdi nereye gitti? Yaz yağmuru, kış yağmuru, kırkikindi, zemheri soğuğu, pastırma sıcağı… Herşeyin bir zamanı olduğunu öğrenirsin doğadan, yaratılış sebebi olduğunu ve aslında her şeyin hep yerli yerinde olduğunu.
Bitmeyecek sandığın gündüzlerden sonra, karanlığa şükredersin, dinlenme zamanın geldiği için. Yağmurlu bir sabaha söylenmezsin, yapraklarda biriken damlacıklar yeryüzünü temizlerken, içini de temizler. Gri olsa da gökyüzü, pırıl pırıl olur dünyaya bakışın. Bilirsin sıcak da senin içindir, soğuk da. Bakabildiğinden çok, gerçekten ne kadar görebildiğinle ilgilidir gökyüzünün, denizin mavisi. Seni ısıran sineğin bile amacı olduğunu bilirsin. Çığlıklarıyla uyanıp kızdığın martıların sesi, gün gelir “bugün de uyandım” dedirtir, mutluluk senfonisi olarak gelir kulağa.
Kendi hikayeni seversin. Sevdiğine şaşırırsın bazen. Geçmez dediğin günlerin, hatıra olmasına hayret eder, bitmez sandığın rüya zamanların esamesinin okunmadığını farkedersin. Bir bakarsın çok yakındır çocukluğun, bir bakarsın koca bir ömür öncedir. Ama hikaye senin hikayendir işte, her anında senin olduğun, tatlısıyla, acısıyla seversin, seni sen yapandır bilirsin.
Daha çok gülüp geçersin.Umursamaz olmak şart değil, tecrübeyle sabit… Olacakla, öleceğe çare yok bilirsin. Kiminin acemiliğine, kiminin kişiliğine, yüzsüzlüğüne verir, eskisinden çok daha az kızar, hızla unutur geçersin. Güzel geçecek fazladan bir dakikanı bunlara heba etmek istemezsin. Bahar temizliği gibi insan temizliği yaparken bulursun kendini, sırtında taşıdıklarını indirirsin bir kenara, sırt ağrıların geçince anlarsın kendine ne büyük iyilik yapmışsın. Kimine bir süre daha şans verirsin, sana yakışanı, yanında en rahat hissettiğini, güvendiğini, sana iyi geleni elinin en çok uzandığı yere koyarsın. Sonra da, eskiden imkansız ve çok radikal gelen bu davranış şeklinin, bu gün nasıl bu kadar otomatikleştiğini düşünür, öğreniyorum dersin. Öğrendiğin kendine iyi davranmaktır aslında, bilirsin.
Aslında herkesin vakti vardır öğrenirsin, sana ne kadarını vermek istediği hevesinden ya da bahanesinden bellidir bilirsin. Israr etmeyi bırakır, gönüllü olanın kıymetini anlarsın. Kendinle iyi anlaştığında, bir bakarsın dünya ile de iyi anlaşırsın. Asıl şimdi yaşamaya başladığını, sonra bir tatlı sözün, güzel bir bakışın, yanında olan dostun, aşkın hazinen olduğunu anlarsın. Samimiyeti ve samimi niyeti her şeyin üstüne koyarsın. Seni olduğun gibi seveni kucaklarsın. Sevmenin değerini bilirsin, kimi seveceğini öğrenirsin. En çok kendini ölçer, tartar, eleştirirsin. Eğer istersen ve farketmişsen sınırlarını çözersin, özgür bırakırsın ruhunu, yol bitmez bilirsin. Sözleriyle, davranışı uymayana gereksiz yere zamanını vermezsin. İster huzur, ister heyecan ya da başka şeyler olsun seni ayakta tutan, hangisiyse, “gerçek” olmasının en değerlisi olduğunu öğrenirsin. Her dakikanın hakkını vermeye çalışırsın. Biraz yavaşlarsın, hızlı gitmenin, hızlı düşünmenin yararını göremeyince. Karmaşıklıktan uzaklaşır, yalınlaşırsın dışında, içinde, aklında, fikrinde.
Bir de… Benim dediğin hiç bir şey senin değildir çoklukla. Korku sahiplenmeyi, şüpheyi getirir. Korkunun sebebini öğrendiğinde ve çare bulduğunda, dünyadan ne kadar istersen o kadarı sana dönüp dolaşıp gelecektir görürsün.
Varsa çocuğun, aslında o en kıymetlinin, senin olmadığını öğrenirsin. Anne ya da baba olarak, aracısındır sen. Yepyeni bir serüvenin yolcusunun, dünyaya gelmesine aracı… Dünyada belki de en seve seve yaptığın görevini, canı gönülden, tüm kalbinle tamamlamaya çalışır, önce bir adım, sonra adım adım geri çekilirsin. Gözünü hiç üzerinden ayırmasan, arkasında olsan da, istemeden çizdiğin sınırları, birer birer siler, onu hayata teslim edersin.
Seversin…
Doyasıya seversin. Sevilecek minik bir zerre görmen yeterlidir. Çiçeğini, kedini, çocuğunu, aileni… Sevdiğini seversin artık tadına vara vara .. Hesapsızca, kitapsızca…
Yaşarsın yani, gerçekten yaşarsın kısaca…

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…


