BU DÜNYADAN NAZIM GEÇTİ

_     Günaydın Neşecan!

       Nazım’ı yazıyorum, 3 Haziran için. İçim hüzünlü. Bu hüzün Nazım’dan mı yoksa bizim gençliğimizden mi bilmiyorum.

       Uzaktı… çok uzak… biz yaşadık mı gerçekten… kağıt kalem içinde bir ömür

       Şiirlere hastaydık

       Nazım’a hastaydık…

_     (Günaydın) Bambaşkaydı o zaman, her noktası, her mısra, mısradan bir alt mısraya geçmesi

_     Ben O’ndan öğrendim ilk dağınık yazmayı, kuralsız…

_     Onlarla büyüdük. Çiçeğe verilen ilk su gibi o geçti damarlarımızdan

_     Cansuyu

_     Yaz tabi, kim senden daha iyi anlatır ki bizdeki Onu

                                                                                “İnsanların kanatları yok
                                                                                İnsanların kanatları yüreklerinde”

ve “cebimde yoktu, yüreğimden verdim”diyen bir adamı anlatmaya çalışmak…

       Birçok zamanlarda olduğu gibi yine aklıma “BU DÜNYADAN NAZIM GEÇTİ” kitabı geldi. Birlikte okuduğumuz ilk kitaptı. Ortamıza alıp kitabı bir ayin yapar gibi yorumlaya yorumlaya okuduğumuz… Şimdi O’nu yazmaya çalışmak, aynı başa dönmek gibi, gençliğimi geri veriyor gibi..

       Hiç bitmeyen okuma ve yazma isteğimiz, duvarda kocaman saman kağıdı sözlerimiz… şiirler… İlla ki Nazım Hikmet…

       Nazım’la başladı şiir sevgisi
       O bizim gençlik arkadaşımız, şairimiz…

       İflah olmaz bir aşk adamıdır O

       “Aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir” der.

       O’na şiirler yazdıran bir çok kadına aşık olmuştur. Birini bir diğeriyle aldatmıştır. O’nun bu şıpsevdiliği biraz da aşka aşık olmasından kaynaklanır, şair olmasından bir de…

       “sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım

       şu kadar haset etmedin Şarlo’ya bile

       aldattım kadınlarımı

       konuşmadım arkasından dostlarımın”

       Aylarca birlikte olduğu Sofya Isk, birden bire yok olan şairin ardından sitem etmek yerine; “Büyük şairin ebedi olarak bana kalması zaten imkansızdır. Hep düşünürdüm. Bu kadarı bile talihin hediyesidir” demiştir.

       “Sinyorina, kara gözlü sinyorina

       Gözlerinden yanağına düşen beni görmeyelim

       ört yüzüne yelpazeni”

                                                           (gözlerinden yanağına düşen ben)

       “Bir de kimbilir sevdiğin kadın seni sevmez olur

       ufak iş deme

       yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir

       içerdeki adama

                                                           (içeride, dışarıda hep aşk…. hep aşk…)

       Sonra bir rüzgâr esti, önce kendi kararıyla hasreti seçti, sonra vatandaşlık hakkını kaybetti. “İki şey var ancak ölümle unutulur, anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü”…. Gözleri hep burada kaldı, vatanda…

            “bir vapur geçer boğaza doğru

            nazım usulcacık okşar vapuru, yanar elleri”

       Bundan böyle ikinci bir vatan olarak benimsediği Moskova’da “memleket hasretiyle” yaşamaya başladı…. yedi tepeli şehrinde bıraktı gonca gülünü…

        “Durmadan seni düşünüyorum

       Durmadan seni düşünüyorum

       Durmadan seni düşünüyorum

       Durmadan seni düşünüyorum”

                                                           (hasret ne kadar çok)

“Ne gelen var, ne haber, gün uzun, yollar uzak”

                                                           (hasret ne kadar çaresiz)

“Onu da benim gibi deli etmişler, deli

her solukta alıp da memleketin kokusunu

memleketi bir daha görememek ihtimali”

                                                           (hasret ne kadar ümitsiz)

“Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim

Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim

                                                           (hasret ne kadar acımasız)

        Mayıs 1960’tan sonra artık şiirler Moskova’da saçları saman sarısı, kirpikleri mavi Vera’sına yazılacaktır.

        “Günlük güneşlik rüzgârım benim     

         Saçları saman sarısı kirpikleri mavi karım benim”

       Vera’nın uykudan uyanışı ile ilgili yazdığı efsane şiir;

“İskemleler ayakta uyuyor

                                   masa da öyle

serilmiş yatıyor sırtüstü kilim

                                   yummuş nakışlarını

ayna uyuyor

pencerelerin sımsıkı kapalı gözleri

uyuyor sarkıtmış boşluğa bacaklarını balkon

karşı damda bacalar uyuyor

                                               kaldırımda akasyalar da öyle

bulut uyuyor

            göğsünde yıldızıyla

evin içinde dışında uykuda aydınlık

Uyandın gülüm

iskemleler uyandı

                        köşeden köşeye koşuştular

                                   masa da öyle

doğrulup oturdu kilim

            nakışları açıldı katmer katmer

ayna seher vakti gölü gibi uyandı

açtı kocaman mavi gözlerini pencereler

uyandı balkon

       toparladı bacaklarını boşluktan

tüttü karşı damda bacalar

kaldırımda akasyalar ötüştü

bulut uyandı

            attı göğsündeki yıldızı odamıza

evin içinde dışında uyandı aydınlık

                                   doldu saçlarına senin

                                   dolandı çıplak beline ak ayaklarına senin”

        Nazım Hikmet ve aşkları, arkadaşlıkları, ilhamları, bize bıraktığı mirası, duyguları, dalgın hasreti, şiirleri… anlata anlata bitiremeyeceğiz…. ama bir yerlerden dokunacak hayatlarımıza…. hele bir de gençken ilk şiirini O’ndan dinlenmişsen… “Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?”

                                    “Ben bir insan,

                                    ben bir Türk şairi Nazım Hikmet

                                    ben tepeden tırnağa insan

                                    tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret”

Mevsimlerin kızı Eylül... Eylül'ün ise en bebek saati... Ankara'da... Bir Seher Vakti doğmuşum... Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim, Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım, Hayatı sevmişim herşeye rağmen, Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm... Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim.. Ne yaparsam yapayım aşk'la yapmayı seçmişim... dil'den değil kalp'ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim. Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk'ta takılıp kalmışım... evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim... İstanbul'a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim... Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.