Mavi Serçe
Mucizelere açıktır hayat. Birgün bir mucize olur da çaresizce dışarıya uzattığımız o elimizin titreyen parmağına, mavi renkli bir serçe konduğunda rüya zannederiz, irkiliriz… İrkilmemizle birlikte serçe de korkup uçar gider. Şaşkınlık, pişmanlık içinde arar gözlerimiz yeniden gelsin diye…
Uyandığımız her yeni gün önce pencereye koşar parmağımızı uzatırız pencereden. Bir umut…. Gelse de, konsa tekrar parmağıma… Deriz ki neler anlatacaktı bana ve neler anlatacaktım ben ona…
Mucizelere açıktır hayat. Gönlün hala sıcaksa ve içinde bir parça sevgi varsa…
Mucizelere açıktır hayat… O kuş gelip uzattığın parmağa değil, bir gün aniden sol omzunun bir karış altına gelip de gömleğinin kumaşına tırnaklarını geçirdiğinde artık irkilmemeyi de bilirsin, şaşırmamayı da…
Korkmazsın… Bilirsin korkarsan kaçacaktır, tutmaya çalışsan da panik içinde…
Önce kalbini gagasıyla deler. Canın acır, şaşırırsın. Bakarken kızgınlıkla içine zerk ettiği ılık bir şeyleri hissedersin aniden. İstemezsin ama olur işte… Zaten hoşuna gitmeye başlar hissettiklerin… Sonra sen izin verirsin. Zaten kalbine gelen her gaga darbesinde farklı kıpırdar için. Sevinç, şaşkınlık, acı, özlem, bırakışlar, buluşlar ve neler neler… Karışır aklın. İşte o an içindeki çocuk ele alsın kontrolü bırak, bırak kendini. Ona vermediğinde kontrolü ne olmuştu?
Sevginin ta kendisidir bulacağın… Bir öpücük kondurduğunda gagasına serçenin bilirsin aslında gökkuşağı gibi renkleneceğini ve bilirsin aslında senin de renkleneceğini… Bir küçük öpücüğün hayatını değiştireceğini bilirsin.
Açılır katman katman parmaklıkların, her parmaklık kalkışında bir pencere daha eklenir hayatına. Kıpır kıpır serçen ile beraber bakarsın, bir o pencereden, bir bu pencereden. Ve bir gün bakarsın ne hapishane ne parmaklık. Ne zaman olduğunu , ne zaman özgür bıraktığını kendini, kendin bile bilememişsin.
Haydi… İş başa düştü. Bu kez yanlışsız, bu kez içindeki çocuğu kaybetmeden büyü bakalım. Dünya senin, evren de. Buz gibi denizlerde , kor ateşten çöllerde yürüsen de, ne bırak serçeni, ne bırak içindeki çocuğu….
Yani sev sevebildiğin kadar… Çünkü sevebildikçe özgürsün, sevebildikçe büyürsün…

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…


