SEBEPSİZ BİR SABAH
Bahanelerin arkasına sığınmaya çalıştığım bir gün daha. “Size de oluyor mu?” diye sormayacağım çünkü ‘sizlere olmuyordur’ öyle değil mi? ‘Yalanlara değil, gerçeklere ihtiyacım var bugün.’
Uyandığımda ne tatlı, nasıl sevimli, ne kadar sevecendim görmeliydiniz. Yüzümü yıkarken aynadaki yansımama baktım çaktırmadan. Eski kabadayılar vardır ya; “Yan yan ne bakıyorsun!” diye kavgaya girişen, işte ben de tam olarak öyle girişecektim ki kendimle kavgaya… Muhatap olmadan çekildim hemen önünden. Ne onun bana gıcık olması için bir sebebi, ne de benim ona küfredecek halim vardı.
‘Sabah sabah ne oluyor bana?’ diye düşündüm. Bir sebep bulamadım ya! Hava soğuk ama güneşli, kedilerim sevimli sevimli oynuyorlar, en sevdiğim kahvaltılıkları yiyebildim, sağım solum ağrımıyor gayet sağlıklıyım, evimde huzur dolu bir sükûnet var. Bu sevimsiz halime anca “Daha ne, belanı mı istiyorsun kızım!” denilebilir. Hatta demelisiniz, çünkü ben dedim.
Sonra elime kalemi aldım bir şeyler yazayım diye, kalemin mürekkebi bitmiş. Bak görüyor musun, her şey ters gidiyor. ‘Güya!’ Diğer kaleme yöneldim, o da mürekkep akıtmaz mı!… Hay bin kunduz!
Buhurdanlığın içine lavanta koydum, altına da minik bir mum yaktım; sakinleştirirmiş ya… ‘Ne oldu da sakinleşmeye çalışıyorsam sanki?’ Ondan yayılan koku boğazıma gıcık yaptı, başladım öhö, öhö…
Sonra kedim miyavlamaya başladı, sokağa atmakla tehdit ettim kessin sesini diye. Sustu hemen, bu kadın yine manyaklaştı diye. ‘Hanım kedi ne de olsa. Bana cevap verme zahmetine bile girmedi’ “Kediden utandım” dersem yalan olur, daha çok sinir oldum susmasına! ‘Bre nankör! Sen kimsin ki, tenezzül edip bana cevap bile vermiyorsun’ diyecektim ki… Aklıma birden ne geldi biliyor musunuz? ‘İNSAN OLDUĞUM…’ Tamam, tamam; olmaya çalıştığım diyelim.
Bazı zamanlar hiçbir sebep olmayabilir kızgın olmamız için. Öfkeleneceğimiz bir şey olmamış da olabilir. Bir kelime duyup, bin küfür de savurabiliriz gereksiz yere. Keşke birisi bulaşsa da, kılıcımızı kalkanımızı kuşanıp saldırsak ona diye de umut edebiliriz.
En sevdiğimiz can dostumuzun sesi bile gıcık edebilir. Yürürken terliklerinin tıkırtısını duyduğumuz eşlerimizi boğmak isteyebiliriz. Komşunun evinden gelen kahkaha seslerini boğazlarına tıkamak isteyebiliriz. Uçan kuşa, kanat çırpan kelebeğe, minik uğurböceğine, denizden süzülen dalga sesine, gözümüzü alan güneşe, sonra da güneşin önünü kapatan buluta, yağan yağmura, yeni biçilmiş otlardan gelen kokuya, sessizliğe, hatta fazla huzura bile okkalı bir küfür savurabiliriz. Bunun için kim suçlayabilir ki sizi ya da beni? Tek bir şartla tabi… Bunların hepsi gizli bilgidir; hem de çok ama çok gizli bir bilgi!
İstersen tepin, zıpla, bağır, küfret, vur, kır, parçala… Ama bunların hepsini gizlice yap. Hatta mümkünse kendine bile çaktırma. Çünkü hiçbir canlı bizim kahrımızı, suratsızlığımızı, çirkin anlarımızı çekmek zorunda değil!
‘İNSAN OLABİLMEK’ tam da bu anda başlıyor.
Fark şu; bunları yansıtırsam dışarıya ve zarar verirse bir canlıya ‘madden ya da manen’ insanlıktan çıkmış olurum. Ama o anlardaki hislerimi kabul edip, kabuğuma çekilip, kurtulmamın yolunu ararsam eğer hiçbir canı kırmadan; işte şimdi İNSANIM.
Mükemmel olmak zorunda değiliz. ‘Çabalamayın, ben denedim olmuyor’ Mükemmel insan, hey! Seni ayrı tutuyorum söylediklerimden… Biz tüm gafiller, önünde saygıyla eğiliyoruz. Ne haddimize sana bir şey diyebilmek. ‘Ama bana bir ara ulaş da, sana iyi bir psikiyatr önereceğim’
Düşmanımı uzakta aramayı bırakalı bir sene kadar oldu sanırım. ‘Evet, biraz geç kalmış olabilirim ama ne var bunda?’ Kendimden başka düşmanım yok! Kendimi sevdiğim zamanlarda renk renk çiçekler açıyorum, sevmediğimdeyse… Kasırga, tufan, tsunami, heyelan oluyorum.
Peki, bir insan kendini neden sevmez? ‘Bazen diyelim hadi’ Özgüven eksikliğinden!.. Hadi bunun için birini suçlayalım. Düşünüyorum… düşünüyorum… Buldum, ‘Eureka!’ Sebep yine benim! Olmamışım, olamamışım demek ki.
Kalemim tıkır tıkır yazmaya başladı. Kuşlar ne güzel uçuyor. Kedim çok tatlı miyavlıyor. Gökyüzündeki bulut balık şeklini almış, kısmet var.
Uç uç böceğim; annem sana terlik papuç alacak…
Herkesin ama herkesin, içindeki o vahşi canavarı uyutma şekli vardır. Ben bu sabah canavarımla uyandım. O canavarı nasıl mı uyuttum tekrar? YAZARAK!
Ben beni bilirim, siz de sizi…
İçinizdeki o canavarı nasıl uyutursunuz, onu da siz bulun.

1973 Manisa doğumluyum. İşletme Fakültesi mezunuyum. Otuz seneye yakın özel sektörde görev aldım. Kariyerimin son 15 senesini yüksek öğrenim yurt müdüresi olarak tamamladım. Basılmış bir adet kitabım bulunuyor. Bazı dergi ve blogların yazarıyım. Bir defter ve bir kalemle hayatın anlamını buldum.



İnsanın içindeki canavarı uyutabilmesi kadar güzel bir şey olamaz, kendi canavarını terbiye edememelerinin ceremesini başkaları çekiyor her Allah’ın günü. Harikasınız.
ülke normal değil ki biz normal kalkalım