Senin Adın Ne?
Dün Beşiktaş’ta oturmuş kahvemi içerken, duvarın birinde bir yazı çarptı gözüme;
“İsimler birer kelime sadece ve kelimeler ne anlama gelir ki…
Gözlerimiz isimlerimizdir…”
FAIRUZ
Kaldırdım başımı bakmaya başladım gelip geçen insanların gözlerine. Alışkanlığımdır, metroda, otobüste, sırada, molada insanlara bakıp, kişiliklerini, hikayelerini tahmin etmeye çalışırım. Duvarda bu sözü okuduktan sonra, şimdi de isim bulayım tek tek dedim karşıma çıkanlara. Ama herkes koşuşturuyor ve göz bu rahatsız olur insanlar, uzun bakılamıyor.
Aslında çok severim senin adını bilirsin, ayrıca anlamını da ve çok yakıştırırım sana da…Ama şimdi bir anda gözlerin düştü aklıma. Gözlerinin sana verdiği isim ne olabilir? O ismi bulabilir miyim gözlerini düşündükçe acaba?
Sen, senin gözlerin…
Gözlerin ismin…
Bir düşününce, neler görmüşüm ben o gözlerde…
En çok ışıl, ışıl gördüm. “Işık” “Işıltı” mı?
Her gördüğümde içime dolan, coşkulu, pırıl pırıl, tomurcuklu, çiçekli, kuş sesli halleriyle “Bahar” mı adın?
Gri-Kahve bulutların çöktüğü, kirpiklerinin gölgesinin düştüğü koyulaşmış haliyle “Bulut”
Bol aydınlık, güneşin doğuşundaki coşku, batışındaki durgunluğu aynı ana barındırabilen haliyle “Gün”
Aniden sinirlendiğinde korkutan ve sonra hızlıca kaybolan, ama bu arada içime düşen “Şimşek”
En açık, güneş vurmuş, hafif pastel tatlı karamelleriyle yanağımı okşayıp geçen “Şefkat”
Bir bakışıyla sakin deniz, uçsuz bucaksız ova, güvenli koy hissini kalbime dolduran “Huzur”
Sessiz savaşlar, bol barışlarla dolu “Utku”
Bazen yakınken bile uzaklaşır gözlerin “Yol” “Hasret” “Özlem”
Derinliğini bilmediğim okyanus, bazen coşkun, deli dalgalarıyla çarpan, bazen de sakin kıyıları olan “Deniz”
Bazen yaramaz, bazen meraklı, bazen en masum bakışlarıyla “Çocuk”
Aniden ve uzun baktığında anlayamadığım, çözümsüz “Sır”
En hoş da göğe baktığında ve o renk içine dolduğunda, aklımda hep seninle bir olan renk “Mavi”
Her saati farklı, bulutu, gökkuşağı, yağmuru, sessiz süzülen martısı, cıvıldayarak uçan kırlangıcı, ay kadar aydınlık, güneş kadar sıcacık… yoksa “Gökyüzü” mü adın. Hayır yetmedi, ama yaklaşıyorum galiba.
Bilen, çok gören, içleri okuyan ve yine gözleriyle de anlatan, yaşanmışlık, isyan ve kabulleniş, heves ve merak, dün, bugün, yarınla dolu… “HAYAT” mı adın? HAYAT sevdim ben bunu, Ama olmaz, kısa ve sınırlı, yetmez adın olmaya…
Tüm bunları ve her gördüğümde bir kez daha farkediyorum ki, daha neleri neleri içinde barındıran o gözler, İçinde kaybolduğum, uzaktayken hayalini kurduğum, ne çok sevdiğim, hiç durmadan içine çeken derinlik… “Uzay” “Evren”?
Hayır hepsi birden…
“SONSUZ” senin adın.

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…


